Engelli Yaşamlar Üzerine-1

“Engelli Yaşamlar Üzerine – 1” engellilik kavramının toplumsal algısını sorgulayan ve önyargılara dikkat çeken bir deneme yazısıdır. Ali adlı bir çocuğun yaşam öyküsü üzerinden, engelli bireylerin eğitim, evlilik ve sosyal hayatta karşılaştıkları zorluklar anlatılmaktadır. Metin, engelliliğin asıl engelinin toplumun bakış açısı olduğunu vurgularken; okuyucuya empati, kabul ve ötekileştirmeden sevmeyi öğütler. Serinin ilk bölümü olan bu yazı, devamı gelecek bir yolculuğun başlangıcını sunar.

Engelli Yaşamlar Üzerine-1

Engelli Yaşamlar Üzerine-1

Siz bilir misiniz, engelli nedir? Kime denilir, nasıl yaşarlar, ne tür zorluklarla ya da kolaylıklarla karşılaşırlar?

Nereden bilebilirsiniz ki… Çoğu zaman tam anlamını dahi bilmiyoruz. Bilsek bile zayıflık ya da acizlik olarak algılıyoruz. Çünkü bu algının altında pek çok neden yatıyor. Kimisi kusurunu gizlemeyi tercih ediyor, kimisi toplumdan saklamaya çalışıyor, kimisi ise kelimeyi duyar duymaz irkiliyor. Zayıf ve az gelişmiş toplumlarda “engellilik” kelimesi duyulduğunda, kızını bir erkeğe yakıştırmazlar, erkek evladı olanı da kıza yakıştırmazlar. Yani evlilikte bile önünüze bir engel konur, tıpkı eğitimde, sağlıkta ve hayatın birçok alanında olduğu gibi.

Peki, nedir bu “engelli” ve nedir “engelli yaşamı”?

Engelli; doğuştan ya da sonradan meydana gelen hastalıklar veya kazalar sonucu oluşan sakatlıklar, yani bedensel, zihinsel, ruhsal ya da işlevsel farklılıkları sebebiyle, toplumsal ve yönetsel tutumlar yüzünden yaşamın birçok alanında kısıtlanan kişidir. Bu tanımı okuyanların bir kısmı hemen diyecektir: “Oh çok şükür ben değilim.” “Aman öyle olursam millet bana nasıl bakar?” “Ya çocuğum öyle olursa ne yaparım?” İşte bu sorular kafada dönüp dolaşır durur.

Oysa bu, zayıf ya da gelişmekte olan ülkelerin tipik özelliklerinden biridir. Einstein’in dediği gibi: “Önyargıyı kırmak, atomu parçalamaktan daha zordur.” Ne kadar bilge bir söz değil mi? Bu kelimenin gerçek anlamını özümseyenlerin dünyaya bakışı bambaşka olur. Çünkü herkes bir şekilde kendi yolunu arar, kendini bulma mücadelesi verir. İşte bu yol, aslında o yolun ta kendisidir. İnsan çoğu zaman farkına bile varmaz. Yolda birini kırarsanız, hor görürseniz, küçümserseniz, dönüp dolaşıp başa geleceğiniz nokta yine aynı olacaktır. Çünkü bu yol ince ve keskin bir yoldur: Engelli yaşamların yolu.

Şimdi, kendimizi “engelli sınıfına” koymadan yolumuza devam edelim. Ama şunu unutmayalım: Gün gelir bir kaza geçirir, biz de engelli olabiliriz. O zaman sözlük anlamı bir anda hayatımıza giriverir.

Evlilikten başladık, hadi yolculuğumuza eğitim ve toplum içerisindeki konumla devam edelim.

Ali, henüz altı yaşında bir çocuktur. O yaşa kadar tek şikâyeti şaşılıktır. Yani aslında “engelli” değildir. Fakat altı yaşına geldiğinde hayatı tamamen değişir. Hekime başvurur, ameliyat olması gerektiği söylenir. Ali bir yıl içinde dört kez ameliyat olur ve bir gözünü kaybeder. İşte o noktadan sonra zorlu bir yolculuk başlar.

Ali’nin bir gözü yeşil, diğeri kahverengi olur. Arkadaşları ona “Van Kedisi” lakabını takar. Bu alay, yıllarca sürecek yaraların ilk işaretidir. Ali, okul hayatı boyunca dışlanır, incinir, bazen öfkesini şiddetle dışa vurur, bazen içine kapanır. Okumakta, tahtayı görmekte, toplu taşımaya binmekte zorlanır. Ama bütün bu engellere rağmen lise sonuna kadar gelir.

Sonrası ise biraz daha aydınlıktır. Üniversiteyi başarıyla bitirir, ikinci bir üniversite okur, yüksek lisans yapar, sosyal sorumluluk projelerine katılır, bilimsel çalışmalar üretir. Ama bir soru hep aklında kalır:
Toplum içinde bu kadar başarılı olmasına rağmen neden önyargılar bitmiyordu? Neden “sağlıklı” bireylerle aynı masada oturduğunu hissedemiyordu?

İşte, burada bir fark var: Olamıyordu demiyorum, hissedemiyordu diyorum. Çünkü hissetmek başka bir şeydir.

Sevgili okur, siz siz olun; insanlara dokunun, kalplerine dokunun. Ama onları oldukları gibi sevin. Ayrım yapmayın, ötekileştirmeyin. “Ben yapmam” diye büyük konuşmayın, çünkü hayat büyük sınavlarla doludur.

Birini sevecekseniz, güçlü olanı seçin. Güçlü derken kastım; doğuştan kolaylıklara sahip olan değil, engellerle mücadele etmeyi öğrenmiş olandır. Çünkü asıl güç, engelin doğduğu anda ortaya çıkar. İşte o an, insanın kim olduğunu, neler yapabileceğini gösterir.

 Engel ya da bahaneler arayarak zaman harcamayalım. Belki de bu kelimeler aslında hiç yoktur, biz büyütüp onlara anlam yüklemişizdir.

 Üniversite sonrası iş hayatı, toplumsal önyargılarla mücadelesi ya da kendi iç dünyasındaki çatışmaları üzerinden ilerleyebiliriz. Dilerseniz bu devamı da sizin için ben kurgulayabilirim. İstiyor musunuz?

Genel Yayın Koordinatörü/Yazar: İsmet Serhat KAHYA

Bu yazının bütünü yazarına aittir. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz ve hiçbir mecrada yayınlanamaz. 

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Kızgın Kızgın 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0