Sessiz İhmalin Yetiştirdiği Kuşak “Z Kuşağı Görünüyor, İhmalimiz Gizleniyor”

Zincirin her halkası kırık.Eğitim öğretmiyor,aile ilgilenmiyor,hukuk korumuyor,toplum kuşak etkileri ile oyalanıyor ..

Sessiz İhmalin Yetiştirdiği Kuşak “Z Kuşağı Görünüyor, İhmalimiz Gizleniyor”

Sessiz İhmalin Yetiştirdiği Kuşak

“Z Kuşağı Görünüyor, İhmalimiz Gizleniyor”

Mersin’de 12 yaşındaki bir kız çocuğunun sınıf arkadaşını okulun tuvaletinde hortumla dövüp ardından bıçaklayarak öldürmesi, yalnızca bir trajedi değil; hepimizin yüzüne çarpılan acı bir hakikat. On iki yaşındaki bir çocuk cinayet işliyorsa mesele bireysel bir “suç” değil, toplumun tamamının paylaştığı büyük bir ihmal suçudur.

En kolay açıklama, klişe bir kurtuluş reçetesi gibi hazır: “Z kuşağı bozuldu, teknoloji çocukları şiddete yönlendirdi.” Oysa bu söylem, her çağın tekrarlanan yanılgısıdır. Orta Çağ’da kadınlar “iyi cadı -kötü cadı” ikilemiyle yaftalanırken nasıl ki gerçek mesele gözden kaçırıldıysa, bugün de çocuklar kuşak etiketleriyle günah keçisi ilan edilerek hakikat örtülüyor. Mesele kuşak değildir; mesele, kuşakları hangi boşlukların içinde yetiştirdiğimizdir.

Bu boşlukların en büyüğü eğitimde karşımıza çıkar. Çocuklara sınav kazanmayı, rakiplerini geçmeyi öğretmekte ustayız ama onlara empatiyi, sevgiyi, sabrı öğretemiyoruz. Bilgili ama sevgisiz, başarılı ama duygusuz nesiller yetiştiriyoruz. Çocuğun öfkesini anlamak yerine rakamlarla ölçülen bir yarış pistine itiyoruz.

Aile ise başka bir boşluk yaratıyor. Geçim sıkıntısı, hayat mücadelesi, kendi sorunları derken çocukla gerçek bağ kurmayı erteliyor. Tabletler, telefonlar, televizyonlar birer “çocuk susturucu”ya dönüşüyor. Çocuk ekranlarda şiddeti izliyor, görsel bombardıman altında büyüyor. Onu filtreleyen, yönlendiren, açıklayan bir yetişkin olmayınca da gördüğünü hayat pratiğine taşıyor.

Hukuk sistemi de aynı derecede kusurlu. Türkiye’de 12 yaş altı çocukların ceza sorumluluğunun olmaması, kâğıt üzerinde “koruyucu” bir madde gibi sunulsa da pratikte cezasızlık kültürü yaratıyor. Fail, “yaş küçüklüğü” zırhına bürünürken mağdur unutuluyor. Hukukun görevi suçu önlemek, caydırmak ve toplumsal düzeni güvenceye almak olmalıydı. Bizde ise yasalar;suçu engellemek yerine adeta suça alan açıyor. Böylece adalet duygusu yok oluyor, toplumun vicdanı daha da kanıyor.

Toplumun en büyük kör noktası ise çocukların zihinlerini küçümsemek. “Çocuktur geçer” diyerek görmezden geldiğimiz öfkeler, kırgınlıklar, boşluklar yarın büyüyüp karşımıza çok daha büyük sorunlar olarak çıkıyor. Bugün önemsiz sandığımız bir öfke nöbeti, yarın şiddete; bugün dikkate almadığımız bir kırgınlık, yarın cinayete dönüşüyor. Küçükken ihmal edilen nefisler, büyüdüklerinde toplumun başına bela oluyor.

Felsefenin kadim sorusu, kötülük problemi burada devreye giriyor. Biz genellikle kötülüğü “günah” kavramıyla sınırlıyor, çocuklara yalnızca yasaklar listesi sunuyoruz. Oysa asıl iyilik, elinde kötülük yapma fırsatı varken bundan bilinçle vazgeçebilmektir. İnsanı kötülükten uzak tutan şey otomatik bir içgüdü değil, terbiye edilmiş bir nefistir. Bu da çocukken, ruh hâlâ yoğrulabilirken mümkündür. Çocuğa “neden kötülük yapmamalıyım?” sorusuna vicdani bir cevap bulmayı öğretmezsek, büyüdüğünde verdiği cevap hep yanlış olur.

Sonuçta  zincirin her halkası kırık: Eğitim öğretmiyor, aile ilgilenmiyor, hukuk korumuyor, toplum kuşak etiketleriyle oyalanıyor. Ortada kalan çocuk, öfkesini en kolay dil olan şiddetle ifade ediyor. Eğer bugün 12 yaşındaki bir çocuk cinayet işliyorsa, bu yalnızca onun değil; hepimizin, bütün toplumun ortak suçudur. Biz çocuklarımızı ihmal ettikçe daha çok “12 yaşında fail, 12 yaşında mağdur” haberi okumaya devam edeceğiz.

Yazar :Hazal Yağmur KESKİN

Yazı İşleri Sorumlusu :Nida PALA

Bu yazının bütünü yazarına aittir. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıılmaz veya herhangi bir mecrada yayınlanamaz

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmedim Beğenmedim 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Kızgın Kızgın 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0