Şırnak'ın Görünmeyen Yüzü
Misafirperverliğin ve İhtişamın Gölgesinde: Şırnak'ın Suskun Çığlığı
Şırnak denilince... Akıllara hemen sıcakkanlı insanlar, cömertçe kurulmuş zengin sofralar, eşsiz doğal güzellikteki dağlar ve sınırdan süzülen kaçak çayın o keskin, hikayeli kokusu gelir. Bu imgeler, şehrin görünen, ışıltılı yüzüdür. Peki ya perdenin arkası? Kimsenin görmediği, konuşmaktan imtina ettiği, o görkemli sofraların kurulabilmesi için katlanılan büyük mücadeleler ve derin yoksunluklar?
O sofrada misafire ikram edilen her bir lokma, aslında büyük bir emeğin, alın terinin ve çoğu zaman sessizce yapılan fedakarlıkların somutlaşmış halidir. İnsanlar, en zor anlarında bile kapılarını çalan misafirlerini güler yüzle karşılar. Fakat o güler yüzün ardında, o sofrayı donatabilmek için gün boyu hangi ağır işlerde çalışıldığının, hangi zorluklara göğüs gerildiğinin hikayesi saklıdır. İçlerinde fırtınalar kopar, ama bu toprakların insanı onuruyla yaşar ve o fırtınaları çoğu zaman dimdik bir duruş ve sessizlikle örter.
Asgari ücretin çok altında çalıştırılan işçilerden, yok pahasına emeklerinden olan çiftçilerden pek söz edilmez. Uçuk kira bedellerinin aylık gelirin neredeyse üç katına ulaştığı, altyapı sorunlarının kronikleştiği kimsenin gündemine girmez. Günde defalarca kesilen elektriğin sadece bir ışıktan ibaret olmadığını, her kesintide yanan beyaz eşyaların aile bütçesinde nasıl koca bir delik açtığını kaç kişi bilir?
Yollara bakın; altyapı yoksunluğunun sembolü gibi köstebek yuvasını andırırlar. Bu yollar, geciken servisler, işsizlik, eğitimde fırsat eşitsizliği ve çocukların boş gezen beslenme çantaları... Pazar yerinden elleri boş, yüzleri mahzun dönen annelerin hikayesi, kimin umurunda?
Şırnaklı insan, sabah erken bir vakitte başkasının emriyle işine gidiyor, akşam ise yorgun argın, ama asla umutsuzluğa düşmeden evine dönüyor. Fakat medyanın, siyasetin mikrofonu ona pek uzatılmıyor. Hayallerini, hedeflerini, yaşadığı tüm zorlukları ve çözüm önerilerini anlatmalarına nadiren fırsat veriliyor.
Belki bir gün, senede bir defa bile olsa, gerçek bir diyalog kapısı aralansa; halka gerçekten söz hakkı verilse... İşte o zaman yüzler daha güleç, sokaklar daha temiz, yürekler ise çok daha fazla umutla dolacak. Çünkü bu kadim toprakların insanı yalnızca dert anlatmak istemiyor; görülmek, duyulmak ve nihayetinde anlaşılmak istiyor.
Yazar :Nedva Ceviz TUNĞ
Yazı İşleri Sorumlusu :Nida PALA
Bu yazının bütünü yazarına aittir. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıılmaz veya herhangi bir mecrada yayınlanamaz
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğen
6
Beğenmedim
0
Aşk
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
1
Vay
2
