Bir Gülümsemenin Manşeti

Gülümsemenin küçük ama derin etkisini, insan ilişkilerinde ve gündelik hayatın akışında taşıdığı gücü anlatan içsel bir deneme.

Bir Gülümsemenin Manşeti

Bazı manşetler gözleri büyütür; bazıları kalbi. Gülümseme, kalbin manşetidir. Büyük ekranlara sığmaz; çerçevesi küçüktür. Fakat bir odanın havasını değiştirir, bir günün kaderini yumuşatır. Bir gülümseme; “seni görüyorum” demenin, “yargılamıyorum” demenin, “buradayım” demenin sözsüz hâlidir. Haber değeri yok mu? Vardır. Çünkü toplumsal duvarlar, küçük jestlerle yıkılır; büyük konuşmalarla değil.

İnsan yorgun düşer; market sırasındaki tartışma, trafikteki korna, haberlerin iç karartan dili… Gülümseme o anda bir karşı kültürdür. Şiddetin dilini taklit etmez; saldırıya saldırıyla cevap vermez. Bir anlığına dünyayı yavaşlatır: “Önce insan.” Kimi zaman bir güvenlik görevlisinin gözlerinde, kimi zaman bir kasiyerin köşeye çektiği dudaklarında, kimi zaman mahalle fırıncısının “kolay gelsin” deyişinde belirir. Hayatın görünmez kahramanlarıdır onlar.

“Romantizm,” der bazıları. Oysa gülümseme romantizm değil, dayanıklılıktır; kırılganlıkla cesaretin devre arkadaşlığıdır. İnsan, gülümserken savunmalarını indirir; bu, zayıflık değil, güçtür. Kalkanların indiği yerde karşılaşma başlar. Karşılaşmanın olduğu yerde de dönüşüm mümkündür. Sürekli alarmda yaşayan bir toplum, önce gülümsemeyi unutur; sonra dili sertleşir; en sonunda da birbirini yabancılaştırır. İlaç koca bir sistem değişimi değil; küçük, tutarlı ve iyi niyetli jestlerdir.

Bir gülümsemenin ekonomi politiği yok sanılır; oysa vardır. Yorulmuş zihin, umudu pahalı, karamsarlığı ucuz zanneder. Oysa uzun vadede tam tersi doğrudur. Karamsarlık, gizli bir lükstür; hiçbir sorumluluk yüklemez. Umut ise disiplin ister; davranışa dönüşmeyen umut, hayal kırıklığı üretir. Gülümseme, umudu davranışa çeviren en küçük eylemdir. Bugünün mikro yatırımını yapar: nezaket birikir, güven tabakası kalınlaşır, ilişkiler daha az sürtünmeyle akar.

Elbette her yaraya saz olmaz gülümseme. Yas varken susmak, haksızlık varken direnmek gerekir. Ama direnç de gülümsemenin ısısını tanıdığında daha insanî bir forma bürünür. Slogan atarken bile gözler gülüyorsa, öfke intikama değil, adalete yürür. Gülümseyen bir yüz, hakikati yumuşatmaz; sadece taşımanın usulünü öğretir.

Peki bu manşet nasıl atılır? Üç adım yeter: fark et, sun, sakla. Fark etmek: gün içinde görülen üç gülümsemeyi seçmek; kasıtlı bir dikkat. Sunmak: birine bilinçle gülümsemek—yapay değil, acele değil; karşıdaki insanın varlığına kısa bir selam. Saklamak: akşama deftere bir cümleyle yazmak; “bugünün manşeti: otobüste oturacak yer verdiğim teyzenin gözleri.”

İnsanlar aynı şehirde yaşar ama farklı frekanslarda duyar. Gülümseme frekans tutturur; “biz” der. Bu “biz”, tektipleştiren bir kalıp değil; farklılıkların nezaketle yan yana durabildiği bir iklimdir. Bir toplumda şefkat yüksekliğinin ölçüsü, gülümsemenin sıradanlaşma oranıdır. Sıradanlaşan gülümseme, sıradanlaşan iyilik demektir; iyi ki sıradanlaşır.

Bugün için küçük bir öneri: market, eczane, okul yolu, iş çıkışı… Üç kişiye yürekten gülümseyelim. Sonra da şu başlığı atalım: “Küçük jestler ekonomisi büyüdü.” Manşet büyük görünmeyebilir; fakat ertesi sabah uyandığımız şehir, azıcık daha yaşanabilir olur. Ve bu, haber değeri taşır.

Haber Editörü :Ramazan TURHAN

Bu yazının bütünü yazarına aittir. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıılmaz veya herhangi bir mecrada yayınlanamaz

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 2
Beğenmedim Beğenmedim 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Kızgın Kızgın 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0