İçimizdeki Kriz Masası

Her insanın zihninde kurduğu görünmez kriz masası vardır. Bu deneme, kaygı, korku ve umutların masada nasıl söz aldığına, çözümün küçük ama gerçek adımlarla nasıl şekillendiğine odaklanıyor.

İçimizdeki Kriz Masası

Kriz denince akla haritalar, toplantı odaları, kırmızı dosyalar gelir. Oysa en sık kurulan kriz masası, görünmezdir; içimizde toplanır. Kaygı başkanlık eder, öfke itiraz eder, utanç arka sırada susar. Bu masaya düzen getirmek, hayatın en stratejik becerilerinden biridir. Çünkü bir insan kendi iç toplantısını yönetemiyorsa, dışarıdaki hiçbir gündemi sağlıklı taşıyamaz.

İlk ilke şu: adı konmayan sorun yönetilemez. Bu yüzden kalem kâğıt eski ama etkili bir teknolojidir. Üç sütunlu bir sayfa açılır: “Durum, Etki, Eylem.” Durum: olgu yalın hâliyle yazılır; süs yok, bahane yok. Etki: duygular ve sonuçlar kaydedilir; yargılamadan. Eylem: bugün atılabilecek en küçük ama somut adım. Kriz masası, büyük laflarla değil, küçük adımların disiplinli birikimiyle çalışır.

İkinci ilke: zamansallık. Kriz, ya geçmişin pişmanlıklarında çürütür ya da geleceğin felaket senaryolarında boğar. Şimdi ise dar ama verimli bir arazi sunar. Bir nefes, iki yudum su, kısa bir yürüyüş… Basit müdahaleler, sinir sistemini yeniden ayarlar. Sakinleşen beden, berraklaşan akıl demektir. Berrak akıl, krize tek kapıdan değil, yan kapılardan da bakar; seçenek üretir.

Üçüncü ilke: değerler. Kriz anında değerler unutulursa, her çözüm hileye açık hâle gelir. Hızlı rahatlama uğruna geleceğe borç yazılır. Oysa samimiyet, adalet, emek gibi köklü değerler masanın zemini olmalı. Gelen her öneri, bu zeminde tartılmalı: “Bu adım, beni sahici ve uzun vadeli iyiye mı götürür, yoksa bugünü kurtarıp yarını borçlandırır mı?” Gelenek, burada müttefiktir; sabır, kanaat, tevekkül gibi kavramlar modern krizde bile şaşırtıcı derecede işlevseldir.

Dördüncü ilke: müzakere. İçimizdeki parçalarla konuşmayı öğrenmek gerek. Kaygı sadece düşman değildir; dikkat çağrısıdır. Öfke bütünüyle kara duman değildir; sınır bilgisi taşır. Utanç tamamen gereksiz değildir; hatanın ağırlığını öğretir. Her parça masada söz almalı ama başkanlık hiçbirine verilmemelidir. Başkanlık, tümünü duyan, yolu gözeten akla—dilimizdeki adıyla hikmete—aittir.

Beşinci ilke: topluluk. Kriz masası her zaman yalnız kurulmaz. Güvenilen bir dost, bir öğretmen, bir eş; bazen bir cümle, bazen bir susuş, bazen bir tebessümle eşlik eder. Yardım istemek zayıflık değil; gerçekçilik ve cesarettir. İnsan tek başına iyileşir sanmak, romantik bir efsanedir. İyileşme çoğu zaman paylaşılmış bir süreçtir.

Pratik bir çerçeve: “10–10–10.” On nefes; on dakika yazı; on adım yürüyüş. Nefesle beden sakinleşir, yazıyla düşünce düzenlenir, yürüyüşle çözüm toprağa basar. Sonra bir cümlelik karar: “Bugün yapılacak tek şey şu.” Kriz masası kapanırken tutanak kısa ama nettir. Ertesi gün yeni bir oturum açılır; süreç böyle böyle kök salar.

Kimi krizler, çözülmek için değil, dönüştürmek için gelir. Bir kapıyı kapatır, başka bir kapıyı görünür kılar. İnsanın işi, kapalı kapıyı yumruklamak değil; açılan kapıyı görebilecek berraklığı korumaktır. İçimizdeki kriz masası bu berraklığın okuludur. Bugünün manşeti şu olabilir: “Panik dağılmadı belki, ama yön kazandı.” Bu da az şey değildir.

Haber Editörü :Ramazan Turhan

Bu yazının bütünü yazarına aittir. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıılmaz veya herhangi bir mecrada yayınlanamaz

Paylaş

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 6
Beğenmedim Beğenmedim 0
Aşk Aşk 1
Komik Komik 0
Kızgın Kızgın 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0