Tatilin Bıraktığı İzler
İstanbul'da geçirilen tatilin ardından ruhen ve bedenen dinlenilmiş, mutluluğun gerçek yaşam süresini belirlediği fikriyle anlamlı günler biriktirilmiştir. Bu süreçte yazma yolculuğu da başlamıştır.
Tatilin Bıraktığı İzler
Kısa bir tatilin ardından bugün işe başladım. Bu sürenin kısa ya da uzun olması göreceli aslında. Geride bıraktığım çalışma arkadaşım için, bu süre, ona uzun gelmiş olabilir. Senelerdir iş hayatında aktif olarak çalışan benim için, sadece iki haftalık kısa bir mola olarak tanımlanabilir.
Tatilimin ilk haftası İstanbul’da geçti. Daha önce görüp, keşfettiğim şehirler arasından “en sevdiğim şehir “ olarak ilk sıraya yerleşti İstanbul.
Fırsat buldukça yeni şehirleri, farklı kültür ve yaşamları keşfetme serüvenim devam ediyor. Fakat İstanbul favori şehrim olarak, ilk sıradaki yerini koruyacak gibi görünüyor.
İstanbul Boğaz Köprüsü’nden şehre giriş yaptığımda beni karşılayan; şehri ikiye bölen o eşsiz boğaz manzarası…
Her bir yeri başlı başına ayrı bir güzellik.
Gece gündüz demeden akan, hiç durmayan, dinlenmeyen bir şehir İstanbul.
Her gidişimde başka bir yanını tanıyorum, başka bir yerini keşfediyorum. Bir haftaya sığmayacak kadar büyük hikayeleri olan bir şehir.
Şehrin ambiyansı, bende bıraktığı his tarifsiz.
Tatilimin ikinci haftasını ise evimde geçirdim. Bedenimi ve ruhumu dinlendirmeye, kendimi dinlemeye ayırdım.
Çoğumuzun bildiği ya da bir yerlerde duyduğu bir inanç vardır: “İnsan yaşadığı kadar değil, mutlu olduğu kadar yaşamıştır.” Bu söz, insanın gerçek yaşam süresinin takvim yıllarıyla değil, hissettiği mutluluk anlarının toplamıyla ölçüldüğünü anlatır. Kişinin gerçekten mutlu olduğu anların toplamı mezar taşına yazılır.
Örneğin, bir insan 70 yıl yaşamış olabilir fakat o kişinin mezar taşında 30 yazıyorsa, o kişi sadece gerçek 30 yıl yaşamış sayılır.
Bu tatille gerçek yaşanmış sayılabilen günlere birkaç gün eklemiş olabilirim.
Rutinde ilerleyen günlere ise biraz renk biraz anlam katmış oldum.
Tatile çıkmadan önce tamamlanması gereken işler ve yapılacak hazırlıklar arasında koşuştururken, bir an durup dinleniyorum. O an aklıma gelen düşünceler bana ilham veriyor ve ilk yazımın girizgahını oluşturuyor.
Tatilimin son günü, ilk yazımın tamamlandığı ve yazma serüvenimin başladığı gün oluyor. Beni yazmaya teşvik etmek için, “Bir şeyler yaz, ne istersen onu yaz” diyen değerli arkadaşımın bana açtığı köşemde yerini alıyor. Ve sizlerle buluşuyor.
İnsanın hayata dair yorumu ve duruşu, iç dünyasıyla kurduğu ilişkinin yansımasıdır.
Sözleri zehirli olan kişinin hayatla, kendiyle bitmeyen kavgaları, çözemediği sorunları vardır. İçine düştüğü cendereden çıkış yolunu etrafında gördüğü güzel olan her şeyi baltalamakta bulur. Kendinden başka her şeyle ilgilenir. O kadar başkalarıyla meşgul olur ki sonunda kendinden uzaklaşır. Kendini bilmez.
Yazar: Esra ERTAÇ
Yazı İşleri Sorumlusu: Nida PALA
Bu yazının bütünü yazarına aittir. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz veya herhangi bir mecrada yayımlanamaz.
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğen
10
Beğenmedim
0
Aşk
0
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay
2
