Bir İnsan Hayal Kurmayı Öğrendi
Hayal kurmanın unutulmuş bir alışkanlık değil, geleceğin prova sahnesi olduğunu anlatan; küçük adımların ve umutların gücünü hatırlatan bir deneme.
Hayal kurmak çocuklukla ilişkilendirilir; oysa yetişkinlikte en çok ona ihtiyaç vardır. Hayal, kaçış değil, prova sahnesidir. Geleceğin taslağı orada çizilir; yanlışlar risksiz denenir; doğru adımların ritmi bulunur. Bir insan hayal kurmayı yeniden öğrendiğinde, önce içindeki ölü toprağı silkeler; sonra ufak bir kıvılcım görür: “Bir yıl sonra nasıl birine dönüşmek istiyorum?”
Hayalin iklimi üç öğeden beslenir: niyet, tasvir, adım. Niyet, yönü belirler; “daha iyi hissetmek” gibi muğlak hedefler bulanıklık üretir. “Her gün 20 dakika yazmak”, “Her akşam çocuklara masal okumak”, “Haftada iki gün yürümek” gibi net niyetler, hayalin toprağını işler. Tasvir, ayrıntıdır; hayali bir fotoğraf gibi netleştirir. Masanın üzerindeki kalem, yürüyüşte giyilecek ayakkabı, masal kitabının adı… Adım ise hayalin etik sözleşmesidir; söz eyleme dönüşür.
Hayale eşlik eden iki kaplan vardır: alay ve korku. Alay, hayalin çocukça olduğunu fısıldar; korku, başarısızlığı büyütür. Oysa her usta, bir zamanlar acemi olmuştur; her yol, ilk adımla başlar. Alay karşısında ciddiyet değil, tebessüm işe yarar; “Göreceğiz” demek, en sakin cevaptır. Korku karşısında ise küçük adımlar panzehirdir; büyük hedef, küçük dilimlere bölünür. Başarı, dev sıçrayışlardan çok, küçük adımların sadakatidir.
Bir yöntem: “Bir Yıl Sonrası Mektubu.” Tarih atılır, bir yıl sonraki kişiye hitaben yazılır: “Bugün şu alışkanlıklar oturdu, şu ilişkiler onarıldı, şu emekler meyve verdi.” Sonra mektup katlanır, bir zarfın içine konur, görülebilir bir yere bırakılır. Bu, hem davet hem sorumluluktur; hayal arada bir hatırlatılır, rotadan sapmalar nazikçe düzeltilir.
Hayal, toplumsal faydayı da düşünür. Sadece “ben”e değil, “biz”e alan açar. Bir öğretmenin sınıfındaki bir çocuğun gözlerinin ışığı, bir esnafın çırağına öğrettiği dürüst hesap, bir mühendisin ekip arkadaşına yaptığı sabırlı rehberlik… Bunlar da hayalin meyvesidir. Kişisel dönüşümün toplumsal iz düşümü, gündelik olayların sıcak yüzünde görünür.
Kimi gün hayal sönükleşir; yorgunluk bastırır. İşte burada ritüeller devreye girer: kısa bir yürüyüş, sevilen bir ezgi, bir dua, belki iki sayfa kitap. Ritüeller, hayalin nabzını tutar; iniş çıkışları dengeler. Bir düşüş günü, kayıp değildir; “bugünlük az” da bir ilerlemedir. Sadakat, tempo düşse de ipi bırakmamaktır.
Son cümle bir çağrı olsun: Bir küçük hayal, bugün kâğıda insin. Bir cümle yeter. Yanına da tek adım yazılsın: “Bu akşam 10 dakika.” Bir yıl sonra dönüp bakıldığında şu manşet atılsın: “Bir insan hayal kurmayı öğrendi ve hayat, küçük ama kalıcı bir yörüngeye girdi.” Bu, gösterişli bir haber olmayabilir; fakat yaşaması güzeldir. Ve yaşanmış haber, en inandırıcı olandır.
Yazar :Ramazan TURHAN
Yazı İşleri Sorumlusu :Nida PALA
Bu yazının bütünü yazarına aittir. İzinsiz kopyalanamaz, çoğaltıılmaz veya herhangi bir mecrada yayınlanamaz
Paylaş
Tepkiniz Nedir?
Beğen
4
Beğenmedim
0
Aşk
1
Komik
0
Kızgın
0
Üzgün
0
Vay
0
